12 Şubat 2016 Cuma

"Alooo, Yaran Kebap Evi mi?"

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal, pire berber iken, birileri Çankırılının beşiğini tıngır mıngır sallar iken, aşağıdan:

- Tutun ha, vurun ha!.. diye bir gürültü kopmaz mı?

- Eyvah, dedim. Şimdi bunlar susmazlar, uyuyan devi uyandırırlar.

İki kalktım, bir hopladım. İzmir, Çankırı arası 700 km’ yi bir çırpıda atladım.

Baktım; bir kuru kalabalık.

- Nereye gidiyorsunuz böyle, dedim.


-Çankırı’ya, Alo Akçaabat köfte evi açılmış, yemek çeşitleri son günlerde moda olan açılıma uygun mu uygun. Açılan açılana, saçılan saçılana, aşçı başı da yaman mı yaman.

-Yemek listesinde neler var, dedim.

-Başlangıç olarak Akçaabat Köftesi, ara sıcak Bursa İskender Kebabı, tatlı olarak da, Aydın Yemişi var, daha sayalım mı, dediler.

-Çankırı Yaran Kebabına ne oldu, dedim.

-Maalesef o artık çok meşhur oldu, televizyonlara, revü kızları ile şovlara çıktığından beri onun adı değişti; hani “o şimdi asker” derler ya, onun gibi o şimdi, “Köçek Kebabı”!

-Yeni aş evinde bize dayatılan bu tadına alışamadığımız yemekleri yemeye mecbur muyuz? Hem benim ağzım yabancı yiyeceğe, içeceğe alışkın değildir. Cennet taamı da olsa yiyemem, dedim.

-Çankırılının üstüne, Sarıbaba’nın ölü toprağı serildiğinden seslerini çıkaramazlar, hem İlbay Paşa dalkavuklarının ağzı Vali Kebabına alışkın, bu güne kadar hapur hupur yediler, bundan sonra da yerler, sen canını sıkma, dışarılıklı Çankırılı olarak sen de alış, dediler.

-Aldım sazı;
“Bu bir rıza lokmasıdır, Yiyemezsin demedim mi?” dedim…

-Israrlar karşısında; “Madem öyle, su içeyim baylı” bu mecburiyet lokantasında başka neler varmış, dedim.

- Neler yok ki, dediler!”

Listenin baş tacı Vali Kebabı imiş, başlangıç olarak sunulan İlbay Paşa sosu ile marine edilmiş Akçaabat Köftesini yemeyeni önce sıygaya, daha da akıllanmazsa kulaklarını çekerlermiş! Ziya Paşa ne demiş? “Nush ile uslanmayana etmeli tekdir, tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir.” Akıllı olmalıymışım…

Ara sıcak olarak ise halis muhlis tereyağlı Bursa İskender Kebabı varmış. “Yok, ben Bursa İskender’ini sevmem” diyene eziyet olsun diye; Çangırı şivesi ile “Bursalı mısın kadifeli gelin, Tatlı Çaydan mı geçtin” türküsünü çığırtırlarmış. O da yetmezse, burulmuş koç yumurtası esas vaziyetinde, İstiklal marşının tamamını söyletirlermiş.

Aşevinin camekanında bir tatlı varmış ki, (bir hışımla geldi geçti peh peh peh), kıskanan, sulanan ağızlara layık (laik değil) bu tatlı üzerine Handırı Cevizi serpilmiş, Aydın Yemişiymiş. Bu ballı, kaymaklı Aydın Yemişi, Şekerci Fikri’nin İmaretteki dükkanında imal ettiği latilokum ile birlikte servis edilirmiş.

Çorbanın yemeğin başında mı, sonunda mı içileceği bu memlekette hala tartışıladursun, listede öyle bir çorba varmış ki; Göze fer, kana kuvvet batna cila, topuğa derman, zihne küşayiş veriyormuş, say ki Çankırı’nın Toyga Aşıymış mübarek!

Bu arada;
Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, soğuk sular içerek, 700 km öteden, hariçten gazeller okuyarak ve de yalın ayak başıkabak koşarak, vardım çıktım erik ağacına, onda yedim Yeniceköy Çördüğünü, al gözüm İbrahim dedim, seyreyle Çankırı çorbacısının hali pür melalini.

Lahavle çekip yola devam ettim ;

Pireye vurdum palanı yedi yerinden çektim kolanı.

Tozu dumana gattım vardım gittim, Bastaklı’nın Hanına, (yarenler aldı sazı; “Bastaklı’nın hanında heybem kaldı damında” deyü türkü çığırır) o handan aldım bir at dorudur diye, o at anlıma debdi geri dur diye...

Böyük Caminin minaresini belime soktum borudur diye…
Taş Mescid'e attılar beni delidür diye…

O yalan bu yalan fili yuttu bir yılan; Bu da mı yalan?

Çocukluğumuzda bize böyle masallar anlatan rahmetli babaannem, dedi ki; bu onun eski huyudur…

Bereket inandılar şimdilik beni saldılar.

Neyse uzatmayalım masala başlayalım.


Çevir kazı yanmasın aman İlbay Paşam duymasın.
(devamı var mı?)

Merak edene:
T.C. Anayasası  
VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti
MADDE 25.  Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
MADDE 26.  Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir